Tarih, güneş, deniz ve iklimsel özellikler başlı başına bir kentin sinerjisi olabilir mi?
Ya da bu özellikler nokta tespit projelerle desteklenmezse bir anlam ifade edebilir mi?
Bugün trafik keşmekeşini konuştuğumuz ve alarm veren ulaşım modelinde bu sorunlar tüm güzellikleri ikinci planda bırakmış durumda.
"Antalya güzel şehir ama..." diye başlayan cümleler bir bakıma sebep-sonuç ilişkisinin bir devamı niteliğinde.
Antalya Altın Portakal Film Festivali geride kalırken farklı fuarlar, festivaller, tanıtımlarla tanıtım noktasında somut projeler oluşturulması gerekiyor.
Her zaman vurguladığım gibi Antalya’yı öne çıkaran faktörlerden birisi de fuarlar, festivaller ve sanatsal etkinliklerin tüm yıl boyunca sergilenebilmesi…
Gerçek anlamda çekim merkezleri eksikliği bulunan Antalya’da başta festivaller olmak üzere fuarlar, şenlikler ve sanatsal faaliyetlerle bu açık kapatılmaya çalışılıyor.
Düden Şelalesi, Kurşunlu Şelalesi, Aspendos Tiyatrosu ve Kaleiçi gibi son derece önemli bir tarihi ve doğal mekanlarımız
var.
Herkesin gıptayla baktığı Kaleiçi bile başlı başına bir çekim merkezi olabilecekken maalesef günümüzde sorunlarla boğuşuyor.
Bu anlamda Kaleiçi’nin turizme de gerçek anlamda bir katkısının olduğunu söylemek çok zor…
Kaleiçi’ni gerçek anlamda vitrine çıkaracak bir sinerjiye ihtiyaç var.
Bazı girişimler ve düzenlemeler ise Kaleiçi’ni ‘’tanıtım’’ anlamında ulusal ve uluslar arası arenada ön plana çıkaramıyor ne yazık ki.
Anımsanacağı üzere Kaleiçi, birbiriyle kesişen dar sokakları, konakları, begonvillerle saklı pencereleriyle ziyaretçilerinin keşfetme duygusunu tetikleyen, farklı rotalarında insanlık tarihinin izleri sürülen, dünya mutfağının sıra dışı örneklerini bir araya getiren Antalya’nın tarihi kent merkezi. 1984’te “Dünya Turizm Oscarı” olarak adlandıran ‘Altın Elma’ turizm ödülünün sahibi olan yaşayan antik kent, dünya turizm trendlerinin değişmesi, ilgisizlik gibi nedenlerle neşesini yıllar içinde kaybetmiş durumda.
Kaleiçi Festivali de maalesef gönül köprüleri oluşturabilme, tanıtıma yeni halkalar ekleme, sosyal ve kültürel dokuyu yaşatma, tarihi soluklandırma ve yaşatabilme anlamında bir iz bırakamıyor.
Daha geniş kitlelere ulaşma, daha nitelikli ve Kaleiçi’nin kendi değerlerini özümseme anlamında çok daha güçlü bir organizasyona ihtiyaç var.
Maalesef Kaleiçi’ni dünyaya tanıtma anlamında çok daha güçlü bir sinerjiye ve tanımlamaya gereksinim var. Kaleiçi buram buram tarih kokan bir tarihi miras ve çok daha büyük turizm potansiyelini hak ediyor.
Ve şehir merkezindeki kaderine terk edilmiş durumda olan eski yerleşim birimlerinden birisi olan Kızılsaray, Kışla, Elmalı, Muratpaşa, Etiler ve Tahılpazarı gibi mahallelerde cadde yenileme çalışmalarına gereksinim var.
Tüm belediyeler ve ilgili kurumlar koordineli bir şekilde bu şehir için elini taşın altına koymalı.
Hem de acilen.
Bu yazı toplam 372 defa okunmuştur.