Geçtiğimiz günlerde Elazığ’da meydana gelen 6.8’lik deprem, bir gerçeği daha yüzümüze vurdu. Ülkemiz deprem kuşağında. Binalarımızın sağlam olup olmadığı belli değil. İstanbul’da 7’nin üzerinde bir deprem bekleniyor ve bu olası depremde en az kırk bin binanın yıkılacağı öngörülüyor. 40 bin binada yüz binlerce insanın hayatını kaybetme riski var! Deprem İstanbul kadar olmasa da, Antalya için de bir tehdit. Binaların güvenli olup olmadığı konusunda emin değiliz.
Uzmanlar her gün uyarıyor, “deprem öldürmez bina öldürür”’ diye. Dün de Manisa sallandı 4,8 ile. Merkez üstü Kırkağaç’da, yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşen deprem, artık her gün bize kendini gösterir oldu. . Birkaç ay önce de Antalya sallanmıştı. Artık deprem gerçeğini kabullenmeli, hayatımızı depremin olası yan etkilerine hazırlanmalıyız.
Başta Antalya Valiliği olmak üzere, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve meslek örgütleri birlikte kapsamlı bir çalışmaya imza atmalı. Antalya’da binaların ömrü ve depreme dayanıklılığı tek tek rapor edilmeli. Oturulamayacak ölçüde olan binaların tahliyesi konusunda bir irade ortaya konmalı. Böyle bir çalışma daha önce yapılmış mı bilmiyorum ama yapılmış ise bu çalışmanın sonuçları topluma açıklanmalı. Aksi takdirde Allah korusun her şeyi başımıza geldiğinde öğreniriz.
Deprem ve etkileri elbette çok kötü…
Ancak deprem, unuttuğumuz bir şeyi bize bir kez daha hatırlattı.
Sevgiyi, kardeşliği ve yardımseverliği…
Depremle birlikte insanımızın bir araya gelmesi, kucaklaşması, kenetlenmesi ne kadar güzel. Bir hayırsever otelini, bir hayırsever evini depremzedelere açıyor. Binlerce insan küçük de olsa depremzedelere umut olabilmek için çabalayıp duruyor. Türkiye’nin dört bir yanında birlik ve beraberliğin fotoğrafına bakıp bakıp gülümsüyorum.
Onca kötülük ve ayrıştırmaya rağmen, içime umut ışığı doluyor.
Allah bizi benzer felaketlerden korusun. Elazığ’a büyük geçmiş olsun.
Bu yazı toplam 1125 defa okunmuştur.