- IMKB
% - Altın
3793.554
%-0.65 - Dolar
37.9438
%-0.05 - Euro
42.0013
%2.00
- 17:11 - Korkuteli'de bozuk yollar tepki çekiyor
- 16:43 - Başkanı tutuklanan Gelendost Belediyesi’nde Başkan Vekili İsmail Kurtbolat oldu
- 16:32 - Memurlar maaşlarındaki erimeye çözüm bekliyor
- 16:28 - Emlakçılıkta tabela dönemi başlıyor
- 16:21 - Doğal gaz, bir sektörü bitirdi
- 15:43 - Kira artış oranı düştü, Antalya’da fiyatlar değişmedi
- 13:58 - Büyükşehir’den Korkuteli grup yollarında çalışma
- 12:30 - "Hazine bu ay da rantiyeye çalışacak"
- 12:24 - Antalya basını yasta
- 12:12 - CHP'den yağmur altında imza kampanyası
- 10:23 - Büyükşehir’den Korkuteli grup yollarında çalışma
- 18:53 - Et sektörü karamsar
- 18:48 - İYİ Parti’de bayramlaşma
- 18:01 - Yaşam Hastanesi: "Kanserle mücadelede erken teşhis hayat kurtarır"
- 17:43 - TFF 2. Lig: Isparta 32 Spor: 2 - Kepezspor: 4
Eşref Ural / Journal - Konuk Yazar





TÜRKİYE; ORTADOĞU’NUN GEÇ KALAN MİSAFİRİ
Osmanlı Devleti’nin ve süreç içerisinde imparatorluğun, kuruluşundan itibaren her şeyiyle bir “Rumeli-Balkan devleti” olduğunu ilk okuduğumda şaşkınlık geçirmiştim ve bu teoriye pek de iştirak etmekten yana değildim. Her ne kadar tezin sahibi Halil İnalcık gibi bir “dev” olsa da, bir türlü onaylamak içimden gelmiyordu. Yani nasıl olabilirdi ki? Şer’i hükümlere göre bir hukuk nizamı olan, padişahları sarıklı, saray erkanı tamamen Müslüman, ordusu Müslüman, idarecisi Müslüman, ama kendisi Balkan! Olacak şey mi Allah aşkına?!
Ama gerçek her zaman “gerçektir”, benim kıt aklımın bunu kabullenmemiş olması gerçeği değiştirmez; evet, Osmanlı kuruluşundan yıkıldığı günlere kadar hep gerçek anlamda bir Balkan devleti olarak ömür sürdü. Devleti yöneten kadrolar çok uzun yüzyıllar Rumeli-Balkan şehirlerinde doğmuş olan çocuklar tarafından oluşturuldu. Osmanlı devlet erkanı, ilmiye ve seyfiye sınıfı Anadolu diye bir coğrafyadan haberdar olduklarında takvim yaprakları 19. yüzyılın son çeyreğini gösteriyordu. Osmanlı aydını Anadolu’yu, Halep’i, Diyarbekir’i bilmezdi. Başkent İstanbul hariç imparatorluğun en güzel binaları, en iyi yolları, en büyük tarım alanları, en yoğun ticari faaliyeti, en kaliteli okulları hep balkan şehirlerinde idi. Özetle; Osmanlı Türkiyesi hiçbir zaman Ortadoğulu bir ülke olmadı.
Amma ve lakin, tarih döndü dolaştı ve bizi 20. yüzyılın başlarında Anadolu denilen uçsuz bucaksız bu coğrafyaya sıkıştırdı. Buralarda kendilerine kim oldukları sorulduğunda “Müslüman” veya “islam” diyen insanlar yaşıyordu. Türk kelimesinden bile habersizdiler. Rumeli şehirlerinde doğmuş, orada iyi eğitim almış, yabancı dil bilen, dünyadaki siyasi gelişmeleri gün be gün takip eden Türk aydınları, Balkan Savaşı’nda Rumeli şehirlerini kaybettikten sonra, mecburen Anadolu şehirleriyle, köyleri ve kasabaları ile tanıştılar. Doğdukları o güzelim Rumeli şehirlerini terk etmek zorunda kaldıkları yetmiyormuş gibi, bir de Anadolu’nun cahilliğiyle, geri kalmışlığıyla yüzleşmek zorunda kaldılar. Ve bu onlar için ikinci bir travma idi.
Gerek 1. Dünya Savaşında ve gerekse milli mücadelede savaşı yöneten, mücadeleyi örgütleyen, önderlik eden kadroların da kahir ekseriyeti Rumeli’de doğan çocuklardı. Başta Enver Paşa, Talat Paşa, Mustafa Kemal Paşa olmak üzere neredeyse tamamı… Sadece askeri kadrolar da değil, milli mücadelenin sivil kanadı da Rumeli’de doğan çocuklardan müteşekkildi. Ve günün sonunda, milli mücadele kazanıldı ve Cumhuriyet’i kurmak da bu çocuklara nasip oldu. Dünya siyasetini, Avrupa siyasetini yakından izleyen bu kadroların, o günün dünyasında laik-demokratik parlamentoya dayalı bir cumhuriyet rejimi dışında başka bir model elbette akıllarına gelemezdi, onlar da yeni cumhuriyeti bu temeller üzerine inşa etme yolunu seçtiler.
Ancak, bu yeni cumhuriyeti bekleyen büyük bir mesele vardı; bizzat Anadolu’da yaşayan Türkler! Kendilerini sadece “islam” olarak bilen, Türk kelimesine çok yabancı, okuma yazma bilmeyen, çağın geldiği aşamalardan habersiz, kendi halinde yaşayan milyonlarca köylü. İslami tarikatların ve din adamlarının çok etkili olduğu bir toplumsal ortamdan söz ediyoruz burada, hakikat bu. Ve bir başka “hakikat” daha var ki, cumhuriyeti kuran bu adamlar halife padişah efendimizi kovmuşlardı! Halife demek din demekti! Bu durumda bu adamların asıl amacı Anadolu’dan İslamın kökünü kazımaktı! Zaten bunlar İngiliz gavurunun adamlarıydı. Hepsi dinsizdi. Mustafa Kemal zaten Selanik’te doğmuş bir Yunan tohumu idi!
Yeni Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana ve bu günler de dahil, yukarıda kabaca özetlemeye çalıştığım bu anlayışla mücadele etti. Anadolu’da Cumhuriyetle birlikte binlerce okul açıldı, nesiller okullarda okudu, yüksek tahsil gördü, ama muhafazakar Anadolu şehirlerinde doğan çocuklar, sanki genlerine kazınmış gibi, Cumhuriyeti kuran kadro ve fikriyat ile bir türlü barışamadı! Kuşkusuz bu “barışamama” hali tek taraflı değildi, Cumhuriyeti kuran ve uzun süre yöneten kadroların Anadolu köylüsüne karşı takındığı nobran tavırlar, “düşmana karşı biz savaştık, siz cepheden kaçtınız, isyan ettiniz, cumhuriyeti biz size rağmen kurduk” edasıyla gösterilen berbat yaklaşım, Anadolu köylüsünü yabancı görme eğilimi ve başka etkenler... Neticede yüz yıl sonra geldik buralara.
Peki yüz yıl sonra nereye geldik? Ortadoğu’ya. Yüz yıl önce modern dünya değerlerini esas alarak yola çıkmış olan Cumhuriyet, günün sonunda modern dünyadan koptu ve Ortadoğu coğrafyasına, Ortadoğu kültürüne razı oldu. Ya da razı edildi. Ortadoğu bir coğrafyanın adı değil, aynı zamanda bir kültürel tanımlama, bir yaşam biçimidir. Bu kültürde birey yoktur, insan yoktur, insan hakkı yoktur, toplum yoktur. Sadece cemaatler vardır; dini cemaatler, etnik cemaatler. Bu kültürde din siyasetin ve iktidarın emrindedir ve kalabalık kitleler din eliyle ıslah edilirler. Ortadoğu kültüründe devlet kutsaldır, çünkü din onun emrindedir. Dolayısıyla din ve devlet kutsaldır, kutsal bir koalisyon halindedirler. Bu sistemde insanların bir değeri yoktur, düşünen insan şeytanın yoldaşıdır buralarda, yeni fikirler lanetlidir. Kutsal devlete eleştiri yapılamaz, soru sorulamaz, itiraz edilemez. Devlete yapılan itiraz, dine yapılmış sayılır. Eğer isyan edilecek olursa bile, dini motifler ve kavramlar bayraklaştırılarak bu isyan örgütlenebilir, aksi takdirde değil devlet, sizi bizzat kalabalıklar boğar!
Bazı Ortadoğu halklarının ve devletlerinin bu “Ortadoğululuk” kavramını eleştirel bir süzgeçten geçirmeye başladığı, bu cendereden çıkmaya çabaladığı bir dönemde, biz, geç kalmış bir misafir gibi telaş içinde bu ortama giriyoruz. Sanki bir güç bizi buraya itiyor. Belki tanrı, belki kader, belki tarih, belki de coğrafya, bilemiyorum. Bir Ortadoğu ülkesi olarak başımıza neler gelecek, neler yaşayacağız, düşünmek bile istemiyorum.
Bizden sonraki nesiller bu günleri okurken yüzlerinde nasıl bir ifade olacak, bizim için neler söyleyecekler, bunu gerçekten görmek isterdim.
Kovanlık Bıyıklı Tarlaları Su AltındaKahraman Köktürk
Hız, dikkatsizlik…Ömer Yetgin
Kurslar ve etkinliklerMustafa Yetgin
İMAMOĞLU’NU KİM ÇAĞIRIYOR?Eşref Ural
Bayram heyecanımız nereye kayboldu?İSA KAVLAK
HEYBEDEKİ BÜYÜK TURP:TÜRKİYEGürsel Kaya
EMEKLİ OLUNCA ÇALIŞMAK İSTEMEMRaziye Gök Aktaş
ŞEHİRLEŞME-4Muharrem Yellice
NAZIM’I ABARTISIZ ANMAKYALÇIN DUMAN
Bakü’de iklim anlaşmazlığı: Dünyayı kirletenlerin YüzsüzlüğüMustafa Yıldıran
MUHASEBECİLERİN HAKLI İSYANIKamil Başkonak
CUMHURHİYET’İMİZİN 100 YILINI KUTLARKEN…Binali Efe
Kemer ve temizlik çalışmalarıAdem Vural
SEÇİMEyüp Koçak
Kesik Minare meselesi…Yusuf Katrağ
Kira Artış Oranı Düştü, Antalya’da Fiyatlar Değişmedi
Antalya İş Dünyasından Boykot Çağrılarına Tepkiler
Antalya’da Bayram Tatiline Yağmur Engeli
Atb Hal Endeksi: Sebze Ve Meyvede Miktar Geriledi, Fiyatlar Yükseldi
Isparta’da Bayram Öncesi Gül Lokumu Satışları Arttı
Müsi̇ad Antalya’nın İftar Programında İş Dünyası Bir Araya Geldi
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Kacır: "Türkiye, Küresel Pazarın Yüzde 68’ini Kontrol Ediyor"
9 Günlük Bayram Tatili, Antalya’daki Otelleri Hareketlendirdi
Tel : 0 242 311 76 60 0 242 311 76 61 | Faks : 0 242 311 46 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim